اهل البيت

اسلامي احاديث خطب ادعية
 
الرئيسيةاليوميةس .و .جبحـثالأعضاءالمجموعاتالتسجيلدخول

شاطر | 
 

 قصة hikaye

استعرض الموضوع السابق استعرض الموضوع التالي اذهب الى الأسفل 
كاتب الموضوعرسالة
Admin
Admin
avatar

المساهمات : 620
تاريخ التسجيل : 21/04/2016

مُساهمةموضوع: قصة hikaye   الجمعة مايو 26, 2017 12:32 am

الإمام الكاظم (شركة) مشغول يعملون في حقولهم. وكان قد تلقي مزيدا من العرق من جميع الأنشطة الإمام علي بن أبي حمزة Vucur وفي الوقت نفسه بات لي في الإمام المقبل وصلت، وانه رأى المشهد:
- الإصابات الحدث، لماذا لا يتم إنهاء هذه المهمة للآخرين؟ سأل.
- لماذا لم أترك للآخرين؟ في حين أن لي دائما انخرط الناس حتى أكثر المعلقة في هذا العمل.
- رسول الله، وجميع أجدادي Emirülmü'm. في الواقع، أن تشارك في أعمال الزراعة في الحقول والأنبياء، الأنبياء وولي الأمر قبل كل شيء من موظف المتميز الله هو واحد من اهم القطع. (1)


35 443 مرات القراءة
أرسلت بواسطة: محرر
İmam Kazım (a.s) kendi tarlasında çalışmakla meşguldü. Fazla faaliyet İmamdın bütün vücundan terler akıtmıştı bu arada Ali ibni Ebi Hamza-i Bata ini geldi imamın yanına, ve o manzarayı görünce:
- Kurban olayım, niçin bu işi başkalarına bırak mıyorsun? diye sordu.
- Niçin başkalarına bırakayım? Halbuki benden daha üstün kişiler bile, daima bu gibi işlerle meşgul olmuşlardır.
- Allah'ın elçisi, Emirülmü'minin ve bütün ecdadım. Esasen tarlada çalışmak ve ziraatla meşgul olmak Peygamberlerin, peygamber vasilerinin ve Allah'ın seçkin kullarının başta gelen, en önemli adetlerinden biridir. (1)


35443 kez okundu
Gönderen: Editor


النبي (s.a.v.) هرتز. علي (k.v.) الرش ليوم واحد يطلبون ما يلي:

- "! يا علي هل تحب الله؟"

- "ما RasullAllah أشك!"

- "هل تحب لي؟"

- "أنا أحب ذلك."

- "هل تحب فاطمة؟"

- "أنا أحب ذلك."

- "هل تحب حسن وحسين؟"

- "أنا أحب ذلك."

- "القلب، وهذا محادثة خمسة خمسة ... كيف تناسب محادثة مع القلب؟" الرشاشات ضد هرتز. علي لم يستطع الإجابة. ثم قضية الزوجة الثانية التحديثات مخترع هرتز. Fatımatu'z الزهراء (ص. Anha) عندما تكون جائعة أو استجابة لدينا فاطمة الأم،

- "Cihet تكون منفصلة، الله هو الحب من العقل، من الإيمان أن نحب النبي، نجل طبيعة الحب، ويتم زوجة عاطفة الحب".

هرتز. علي (K.V.) الجواب الصحيح نبينا (s.a.v.) لتوفير اللحوم أنها الرسول ش أكرم النبي (s.a.v.) ما إذا كانت علامة منه هذا الجواب،

"هذه الفاكهة (الجواب)، ولكن الأشجار لا نبي"، فأجابت.


Bir Kalpte Beş Sevgi
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali (k.v.)'ye bir gün şu suali sormuşlar:

- "Ya Ali! Allah'ı sever misin?"

- "Şuphesiz Ya Resullallah!"

- "Beni sever misin?"

- "Severim."

- "Fatıma'yı sever misin?"

- "Severim."

- "Hasan ve Hüseyin'i sever misin?"

- "Severim."

- "Kalp bir ; muhabbet beş... Bu beş muhabbeti bir kalbe nasıl sığdırıyorsun?" sualine karşı Hz. Ali cevap veremediler. Sonra bu meseleyi zevce-i muhteremeleri Hz. Fatımatu'z Zehra (r. anha)'ya açtıklarında Fatıma Validemiz cevaben,

- "Cihetler ayrıdır ; Allah'ı sevmek akıldan, Peygamberi sevmek imandan, evladı sevmek tabiattan, zevceyi sevmek muhabbettendir."

Hz. Ali (k.v.) bu doğru cevabı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e arz ettiklerinde Resul-u Ekrem Efendimiz (s.a.v.) bu cevabın kendisinden olmadığını işareten,

"Bu meyve (cevap) ancak bir nübüvvet ağacındandır" buyurdular.


يلة في الهند
مساء اليوم في الهند
هرتز. الشاي مرة وسليمان إلى الرجل النقي يدخل على عجل. واجب إلى النبي عن مسألة حيوية. سليمان يقول تؤخذ الآراء والسلام على الفور. هرتز. سليمان (الشركة) شاحبة، الرجل خائفا يرتجف من يسأل:
- ما الأمر، ما الأمر؟ لماذا أنت في هذا الخوف؟ ما الذي يزعجك؟ قل لي...
الرجل في عجلة من امرنا:
- عزرائيل وجهي هذا الصباح (الشركة) الانتاج. وقال انه يتطلع في وجهي بغضب ومشى بعيدا على الفور. أدركت أن، والعزم على اتخاذ حياتي ..
- إذن ماذا تريد مني أن أفعل؟ "
الرجل يتوسل:
- O حامي نفسي، وملجأ للمضطهدين، سليمان! أنت قادر على كل شيء. الذئب والطيور والجبال والحجر تحت تصرفكم. وأمر الرياح لإخراجي من هنا الشركة المصرية للاتصالات رسالة إلى الهند. ثم عزرائيل (الشركة) ربما لن تجد لي. لذلك أنا يمكن أن أنقذ حياتي. MEDET لك!
هرتز. سليمان، وأصبح الرجل مرير. الرياح والدعوة:
- هذا الرجل يحصل على الفور. ترك الهند "يعطي هذا الأمر. والرياح ... وهو العمل الذي هو هدير، والإنسان يأخذ ويأخذك إلى جزيرة نائية في وقت من الهند.
حول هرتز الظهر. سليمان يبدأ من خلال جمع مقابلات من أريكة. وما تراه، وتشارك عزرائيل (A.S.) أيضا في المجتمع، ويجلس على أريكة. فقط اتصل عليه وسلم:
- O ملك الموت! اليوم بدا لك في الشاي الوقت مع الرجل بشراسة لماذا؟ لماذا أنت خائفة من أن الفقراء؟ "ويقول.
Azrail (باسم)، والاستجابة:
- سلطان الكبرى في O العالم! I، الرجل بغضب، وبدا في ذلك بشراسة. نظرت في ذهول. انه يساء فهمه. ı أبواب الوهم. لها، وفوجئت أن نرى هنا. الله سبحانه وتعالى أنه أمر لي:
- "اذهب هذا المساء أن الرجل يمكن ان تحصل في الهند!" أنا على الرغم وجه هذا الرجل ينزف، وليس في الهند هذا المساء. هذه هي الطريقة التي يعملون فيها، حتى أنني وقعت في الذهول. هنا لماذا كان رأيي منه.

عثمان نوري، المثنوي حديقة من المياه اختبار


7685 مرات قراءة
أرسلت بواسطة: مدير الموقع

Bu Akşam Hindistanda
BU AKŞAM HİNDİSTAN'DA
Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
- Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana...
Adam telaş içinde:
- Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..
- Peki ne yapmamı istiyorsun?"
Adam yalvarır:
- Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!
Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
- Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.
Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
- Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der.
Azrail (a.s) cevap verir:
- Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:
- "Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!" Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi.

Osman Nuri, Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su


7685 kez okundu
Gönderen: webmaster



http://www.gulum.net/hikaye/bolumler.php?op=katbak&id=14
صلاة الرجل مع الكلب
قصص دينية
كان رجل في واحدة من المساجد الضيافة. وكان الدين المكتسبة جهد حصص تجاهه. سقط في الحب مع رجل، ذهبوا إلى ليلة للصلاة في الصباح إلى المسجد مع نية ليس مشغولا بشيء آخر.

لكن الليل سمع صوت حول kararınca. صلاة الرجل، وقال انه يعتقد الكمال قد حان لأحد المساجد. من القلب،

'' مثل هذا الشخص ولكن أن يأتي إلى المسجد للعبادة. كان من الجيد. وهكذا، فإن الرجل الذي رأى كميل صلاتي، والعبادة تسمعني! '' كان لديه.

وجدت في الصلاة طوال الليل حتى صباح اليوم، وقال انه لم يترك ولو للحظة للصلاة. كان يصلي كثيرا، مشتكى وبكى. كالر لم يتوبوا، ونطلب الصفح الكاهن ....

المستحب والختان الوفاء بها. وأظهر الرجل الصالح الذكية.

كانت مضاءة Işıyıp أجار حول المسجد قبل الفجر. وقال انه يتطلع في واحدة، أو أن الكلب هو النوم في زاوية من زوايا المسجد. هذه الفوضى، والتهاب، والدم المجفف ... بدأت دموع في التقاطر ليصبح جلدة المطر ... حتى أن القلب هو عار النار أحرقت. أنه أحرق خلال آه اللغة، الحنك ....

وقال لنفسه:

'' الفاحشة! والله لقد كان الانتهاء من الكلب لهذه الليلة. لقد كان مستيقظين طوال الليل في الصلاة للكلاب.
ما يمكن أن يكون ليلة لك البقاء مستيقظا في سبيل الله كذلك. كنت لا ترى أن ليلة واحدة حتى تزوير العبادة لله ...
O رجل منافق! كلاب لطيفة التي هي أفضل مما كنت. نظرة واحدة على نفسك! حيث الكلاب أين أنت؟
كنت قد حطام السفن بسبب التبرج من النفاق. ALLAH "وقح تان ما أنت؟ تملك الطلب، أو أن ترى في الموقع ودرجة! وبهذه الطريقة لم تعد قطع الأمل للنجاح! في هذا العالم، حتى من وظيفة في يديك كما هو gelmez.gels ومع ذلك، هو عمل يستحق هذا الكلب. لا أعرف، لماذا تشارك في الشيطان؟ لماذا يتم كنس لكم مع التطريز اشتعلت؟

الشيطان لم يعد هربا من الاضطهاد الذي الفتحة. مرور الحالي من خلال الأبراج المحصنة مليئة دهشة. في المسيح الدجال ماذا تريد صوت الرجل. ما يفعلونه الآن هو أمل يظهر المهدي؟

الإلهية، ولكن، Feridüddin العطار، منشورات سمرقند

Namaz Kılan Adam ile Köpek
Dini Hikayeler
Vaktiyle mescidin birinde bir adam konuklamıştı. Din yolunda gayreti kendisine azık edinmişti. O aşık adam, bir gece sabaha kadar namazdan başka bir şeyle meşgul olmamak niyetiyle mescide gitmişti.

Fakat gece olup etraf kararınca bir ses duyuldu. Namaz kılan adam,kemal sahibi birinin mescide geldiğini sandı. Gönlünden,

''Böyle bir insan mescide ancak ibadet etmek için gelir. İyi oldu. Böylece kamil bir adam namazımı görüp, ibadetimi duyacak!'' diye geçirdi.

Bütün gece sabaha kadar ibadette bulundu, bir an bile ibadeti bırakmadı. Bir hayli dua etti,ağlayıp inledi. Kah tövbe etti, kah istiğfar....

Müstehap ve sünnetleri yerine getirdi. Kendisini adam akıllı iyi gösterdi.

Tan yeri ışıyıp etraf ağarınca mescid aydınlandı. Adam bir de baktı ki, mescidin köşesinde bir köpek yatmış uyuyor. Bu dertle canı yandı, kanı kurudu... Gözyaşları yağmur gibi kirpiklerinden damlamaya başladı... Gönlü utanç ateşiyle öyle bir yandı ki; içinden çıkan ahlarla dili de yandı, damağı da....

Ve kendi kendine dedi ki:

''A edepsiz! ALLAH seni bu gece şu köpekle terbiye etti. Bütün gece şu köpek için ibadette bulundun.
Ne olurdu, bir gecelik de ALLAH için uyanık kalsaydın. Senin, bir gece bile ALLAH için riyasızca ibadet ettiğini görmedim...
Ey riyakar insan! Nice köpekler var ki senden daha iyi. Bir bak kendine! köpek nerede sen neredesin?
Utanmazlığın yüzünden riyalara gark oldun. ALLAH 'tan utanmaz mısın sen? Kendi kadrini, mevki ve dereceni gördün ya! Bu şekilde muvaffak olmaktan artık ümidini kes! Bu alemde, bu halinle bir senin elinden bir iş gelmez.Gelse bile ancak köpeklere layık bir iş olur bu. Bilmem ki, neden şeytana eş olursun? Niçin nakşa kapılıp sersemleşirsin?''

Şeytanın şu zulüm yuvasından kaç artık. Şu şaşkınlıklarla dolu zindandan geç. Şu deccal  sesli adamlardan ne istersin. Şu kendilerini mehdi gösterenlerden ne umarsın?

İlahiname, Feridüddin Attar, Semerkand Yayınları


http://biriz.biz/hikaye/namazhikayeleri2.htm



لم يخلق لعبة

دانا-ط بيهل الطريق يوم واحد في واحد من شوارع بغداد، شهدت لعب الأطفال. وتعادل مرة واحدة من الفتيان النظر إليها في الزاوية والبكاء. بيهل دانا-i و ذهب إلى الطفل؛

"طفلي، لماذا تبكين؟ اسمحوا لي أن آتي إليك شيء وأنت تلعب مع أصدقائك ". والقوية رأسها وقال الطفل.

تحولت الأطفال بيهل وبصره.

"يا رجل قليل العقل! نحن لا يتم إنشاء لعبة "، وقال.

وقال بيهل أنه فوجئ والأطفال؛

"يا ابني! لذلك لماذا خلقنا ". وسأل.

الطفل؛

وقال "واحد الله تعالى إلى معرفة وعبادة".

المناقير بيهل.

"إذا كيف يمكنك أن تعرف أن هذا هو؟" سأل.

الأطفال، قرأ عرضا له المؤمنون 115 سورة من الآيات ط كريم. يزعم. "أنا خلقت هذا من أجل لا شيء، ولكن أعتقد حقا تحتاج وأنت لن تعاد لنا؟"

حضرت Behlül مرة أخرى؛

"يا صبي. لقد تحدثت إلى حكيمة. مشاهدة لي بعض مزيد من النصائح. "وقال وبدأت في البكاء. وكان منتشي.

عندما جاء إلى الطفل؛

"يا ابني! كنت لا يخطئ. كنت طفلا. كيف انت ذاهب من هذا القبيل؟ "سأل.

الطفل؛


Behlül-i Dânâ hikayeleri
16/12/2009 — Cahide Sultan
Behlül-i Dânâ kimdir?

Hak âşığı. Çok tanınmış evliyâdan biri. Asıl ismi Vüheyb bin Ömer Sayrâfî’dir. Behlûl-i Dânâ adıyla şöhret buldu. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. Kûfeli olduğu hâlde ömrünün çoğunu Bağdât’ta geçirdi. Hârûn Reşîd’in kardeşi olduğuna dâir rivâyetler varsa da aslı yoktur. Hârûn Reşîd’e nasîhat verirdi. Herkese ders olacak hikmetli sözleri çok meşhûrdur. 805 (H.190) senesi Bağdât’ta vefât etti. Dicle kenarında Şunûziyye kabristanlığına defnedildi.

Behlül-i Dânâ, zamânın büyüklerinin sohbetlerinde bulundu. Eymen bin Nâbil, Amr bin Dînâr ve Âsım bin Ebi’n-Necîd’den hadîs-i şerîf öğrendi. İbretli mânâlı sözler söyledi. Menkıbeleri dilden dile aktarıldı.

Behlül Dânâ, hikayeleri

Oyun için yaratılmadık

Behlül-i Dânâ bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, oynayan çocuklar gördü. Çocuklardan biri ise bir köşeye çekilmiş onlara bakıyor ve ağlıyordu. Behlül-i Dânâ o çocuğun yanına gitti ve;

“Ey çocuk niçin ağlıyorsun? Gel sana bir şeyler alayım da sen de arkadaşlarınla oyna.” dedi ve çocuğun başını okşadı.

Çocuk bakışlarını Behlül’e çevirdi ve;

“Ey aklı az adam! Biz oyun için yaratılmadık.” dedi.

Behlül bu söze şaştı ve çocuğa;

“Ey oğlum! Peki niçin yaratıldık.” diye sordu.

Çocuk;

“Allahü teâlâyı bilmek ve O’na ibâdet etmek için.” dedi.

Behlül hazretleri;

“Peki bunun öyle olduğunu nereden biliyorsun?” diye sordu.

Çocuk, Mü’minûn sûresinin 115. âyet-i kerîmesini okuyuverdi. Meâlen; “Sizi ancak boşuna yarattığımı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?”

Hazret-i Behlül tekrar;

“Ey çocuk. Sen hakîmâne konuştun. Bana biraz daha nasîhat et.” dedi ve ağlamaya başladı. Kendinden geçmişti.

Kendine geldiğinde çocuğa;

“Ey oğlum! Senin günâhın yok. Sen bir çocuksun. Nasıl oluyor da böyle düşünebiliyorsun?” diye sordu.

Çocuk da;

“Ey Behlül! Babamı ateş yakarken gördüm. İri odunları küçük çırpılarla tutuşturuyordu. Ben de Cehennem’in yanan küçük odunlarından olacağımdan korkuyorum.” dedi.

Bu sözler üzerine Behlül-i Dânâ hazretleri tekrar ağladı. Kendinden geçti. Kendine geldiğinde çocuğu yanında göremedi. Oradakilere bu çocuğun kim olduğunu sordu.

Onlar;

“Tanımadın mı?” dediler.

Behlül;

“Hayır.” deyince, onlar;

“Bu, hazret-i Hüseyin evlâdından seyyid bir çocuktur.” dediler.

Behlül de; “Ancak böyle bir ağacın meyvesi bu kadar olgun olabilirdi.” deyip oradan ayrıldı.

Sayıya sığmaz

Bir gün Behlül-i Dânâ’ya;

“Basra’daki Hak âşıklarını sayar mısın?” dediler.

O;

“Bunlar sayıya sığmaz. İsterseniz öyle olmayanları söyleyeyim. Zîrâ bunlar birkaç tânedir.” diye cevap verdi.

Soranlar özür dileyip oradan ayrıldılar.

Sohbet

Bir gün Behlül’ü kabristanda gördüler. Ayaklarını kabir taşları arasına sokmuş toprakla oynuyordu.

Kendisine;

“Ey Behlül ne yapıyorsun?” diye sordular.

Onlara gâyet sâkin olarak;

“Bana eziyet etmeyen, gıybetimi yapmayan insanlarla oturup sohbet ediyorum. Bunlar sağ olanlardan daha emin.” diye cevap verdi.

Ne Nasihat İstiyorsun?

Bir gün devrin halîfesi Hârûn Reşîd ile karşılaştı.

Halîfe;

“Seni gördüğüme çok sevindim. Çünkü uzun zamandır seninle konuşmayı arzu ediyordum.” dedi.

Hazret-i Behlül güldü ve;

“Benim böyle bir arzum yoktu.” cevâbını verdi. Buna rağmen Hârûn Reşîd kendisinden nasîhat istedi. “Ne nasîhatı istiyorsun? Şu sarayına bak, bir de kabirlere bak! Bunlardan ibret almayan, nasîhat almayan nelerden alır! Hâlin ne olacak, ey müminlerin emîri! Yarın Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna çıkacaksın. Büyük küçük yaptığın her şeyden suâl olunacaksın. Bunlara nasıl cevap vereceksin iyi düşün! Bu hesap zamânında aç ve susuz olacaksın, çıplak bulunacaksın. Orada bulunanlar sana bakıp gülecekler. Perişan hâlin orada meydana çıkacak, başka nasîhatı ne yapacaksın?” dedi. Adâleti ile meşhûr olan Hârûn Reşîd onun nasîhatlarından çok istifâde ettiğini bildirdi.

Buğday tanesi bir dinar olsa

Bir zaman Bağdât’ta fiyatlar çok yükselmişti. Hayat pahalılığı çekilmez bir hâl aldı. Muhammed bin İsmâil bin Ebî Fudayl gelerek;

“Ey Behlül! Müslümanların ve bütün insanların hattâ hayvanların rahatlaması için Allahü teâlâya duâ etmez misin?” dedi.

O şöyle cevap verdi:

“Allahü teâlâya yemin ederim ki, ben bu işe karışmam. Eğer bir buğday tânesi bir dinar olsa, bize emrettiği gibi Allahü teâlâya ibâdet etsek, O bize vâdettiği gibi rızkımızı verir.” Sonra ellerini birbirine vurarak; “Ey dünyâyı ve süslerini toplayan, gözleri uykudan lezzet almayan kimse, nefsinle uğraşıp âhirete bir tedârik yapmadın, kıyâmet gününde Allahü teâlâya ne cevap vereceksin?” dedi.

Benim de Rabbimdir

Abdullah bin Mihran anlatıyor:

Hârûn Reşîd hacca gitti. Dönüşünde bir müddet Kûfe’de istirahat etti. Sonra yola çıkacağı zaman herkes kendisini yolcu etmek için sokağa döküldü. Behlül de çıkmıştı. Çocuklar onunla oynayıp eğleniyorlardı. Tam o sırada Hârûn’un develer üzerinde muhteşem kâfilesi gözüktü. Çocuklar da Behlül’ü bırakıp onun seyrine koyuldular. Tam Hârûn’un geldiği sırada Behlül yüksek sesle:

“Ey Hârûn!” diye seslendi.

Hârûn, perdeyi kaldırarak:

“Buyur Behlül, ne istiyorsun?” dedi. Behlül:

“Ey Müminlerin Emîri! Eymen bin Nâil, Kudame bin Abdülâmir’den bize şöyle haber verdi ve dedi ki:

“Ben Resûl-i ekremi Arafat’tan dönüşte görmüştüm. Kızıl bir deveye binmişti. Yanında kimse dövülmediği gibi, kimse de kovulmazdı. “Yol verin, yol verin!” diyen münâdileri de yoktu. Sen de bu usûle riâyet eyle. Bilmiş ol ki; tevâzu ile yolculuk etmen, kibir ile seyâhatinden hayırlıdır.”

Behlül Dânâ yine;

“Bağdât ve etrafını nûrlandırıp aydınlatacak hediyeler götürüyor musun?” dedi.

Halîfe;

“Bu hediyeler nasıl olur?” deyince,

Behlül hazretleri;

“İnsanlara Allahü teâlânın sevgisini, O’ndan korkmayı, onlara örnek olacak şekilde hâl ve hareketler, onlar hakkında temiz ve güzel düşüncelere sâhib olmak en güzel hediyedir.” dedi.

Bunu dinleyen Hârûn Reşîd ağlayarak;

“Ey Behlül, biraz daha anlat!” dedi.

Behlül:

“Memleketinin bir köşesinde bir mazlum zulme uğrasa, sen memleketin diğer köşesinde bile olsan, Allahü teâlâ bunun hesâbını senden soracak. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Şüphesiz ki iyiler Naîm Cenneti’ndedir. Kötüler ise Cehennem’dedir.” buyurdu (İnfitar sûresi: 13-14). Âhirette, Cennet veya Cehennem dışında gidilecek üçüncü bir yer yoktur. O hâlde hazırlığını buna göre yap.” dedi.

Halîfe;

“Amellerimiz hakkında ne dersiniz?” diye sordu.

Behlül hazretleri;

“Allahü teâlâdan korkarak ve emrettiğine uygun olarak yapılan amel makbuldür.” buyurdu.

Halîfe;

“Peygamber efendimizle, akrabâlık olarak yakınlığımız hakkında ne dersiniz?” diye sordu.

Behlül;

“Peygamber efendimize akrabâlıktan ziyâde, bildirdiği hükümlere bağlılıkta yakın olmak daha mühimdir.” dedi.

Halîfe;

“Peygamber efendimizin şefâatine kavuşabilecek miyiz?” deyince de,

Behlül;

“Onu Allahü teâlâ bilir.” buyurdu.

Halîfe;

“Nasıl yaşayalım?” diye sordu.

Behlül;

“Allah’tan kork. Her hâlinde Muhammed aleyhisselâmın sünnetine tâbi ol. Bu durumda en kârlı yolu seçmiş olursun.” dedi.

Halîfe;

“Çok güzel söylüyorsun, şu hediyemi kabûl et.” dedi.

Behlül hazretleri de;

“Onu kimden aldınsa ona ver. Dünyâdaki sâhipleri yakana yapışmadan önce, verenin yoluna harca. Bunu burada yap. Âhirete kalırsa onlara bir şey bulup veremezsin, râzı edemezsin.” diye cevap verdi.

Parayı almayınca, Hârûn Reşîd;

“Para borcun varsa onu ödeyelim.” dedi.

Behlül:

“Kûfe’de birçok ilim sâhipleri vardır. Borç ile borcun ödenmeyeceğinde ittifak etmişlerdir.” dedi.

Hârûn Reşîd:

“Bâri ihtiyâcını temin edelim.” deyince,

Behlül hazretleri;

“Allahü teâlâ senin Rabbin olduğu gibi, benim de Rabbim’dir. Seni hatırlayıp beni unutması muhâldir.” buyurdu.

Hârûn Reşîd, bu sözleri işitince ağladı.

Her koyun kendi bacağından

Bir gün halka doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, Hârûn Reşîd’e gidip;

“Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi hâlimize bıraksın. Sonra her koyun kendi bacağından asılır.” gibi sözlerle şikâyet ettiler. Bunun üzerine Hârûn Reşîd, Behlül Dânâ’yı çağırtıp, halkın isteğini bildirdi.

Behlül Dânâ hiç sesini çıkarmadan sarayı terk etti. Birkaç koyun alıp kesti, bacaklarından mahallenin köşe başlarına astı. Bunu gören halk gülerek; “Deliden başka ne beklenir, yaptığı işler hep böyle zâten.” diyorlardı. Aradan günler geçtikçe, asılan hayvanlar kokuyor, bundan da bütün mahalle zarar görüyordu. Kokudan durulmaz hâle gelince, aynı kişiler Hârûn Reşîd’e gidip, durumu anlattılar. Behlül Dânâ’yı çağırtıp, sorduğunda:

“Bir kötünün herkese zararı olduğunu herhalde anladılar. Ben bir şey yapmadım, her koyunun kendi bacağından asıldığını onlara gösterdim.” diye cevap verdi.

Bazımızı Bazımıza

Hasan bin Sehl anlatır:

Bir gün çocuklar, hazret-i Behlül’e taş atmağa başladılar. Taşın birisi vücûdunu kanatınca,

“Ey çocuklar! Ben, Allahü teâlâya tevekkül ettim. O elbette bana kâfidir. O ne güzel vekildir. Ancak Allahü teâlâya yaklaşmak insana rahatlık verir. İnsanlara ezâ ve cefâ yapanlar hiç merhametli olur mu?” dedi. Ben dayanamadım.

“Ey Behlül, çocuklar sana taşla vuruyorlar, sen onlara merhamet ediyorsun. Bu nasıl iştir?” dedim.

O da,

“Sus!.. Allahü teâlâ, benim üzüntü ve acımı, onların da sevincinin çokluğunu elbet biliyor. Bâzımızı, bâzımıza bağışlaması umulur.” buyurdu.

Kaybolan deve

Adamın birisi namaz kılmaz, diğer ibâdetleri yapmaz ama her gece yatarken;

“Yâ Rabbî! Bana Cennet’ini ver!” diye duâ ederdi.

Bir gece aynı şekilde yattı. Geç vakitte, damdan bir tıkırtı geldiğini hissederek uyandı. Hemen çıkıp;

“Kimsin, orada ne arıyorsun?” dedi.

Damda bulunan Behlül Dânâ idi ve;

“Devem kayboldu da onu arıyorum.” dedi.

Ev sâhibi,

“Kaybolan deve damda olması mümkün mü? Bu akılsızlık değil midir?” deyince,

Behlül-i Dânâ;

“Senin, hiç ibâdet etmemen ve sonra da Allahü teâlâdan Cennet’i istemen daha akılsızlık değil midir?” buyurdu.

Ev sâhibi O zaman, Behlül-i Dânâ’nın kendisine nasihat vermek için böyle yaptığını anladı. Hatâsını anlayıp, tövbe etti ve ibâdetlerini aksatmadan yapmaya başladı.

Bu kapıya gelecek

Bir gün Behlül-i Dânâ’nın evine hırsız girmiş, evde ne bulduysa götürmüştü. Doğruca kalkıp kabristânlığa gitti ve kapısına oturdu. Bunun farkına varanlar başına toplanıp;

“Niçin hırsızın peşinden gitmedin de buraya geldin?” dediler.

Onlara;

“Yolunu şaşırmış o adamcağızı burada bekliyorum.” diye cevap verdi.

Bu söze oradakiler kahkaha ile güldüler ve;

“Hay Allah iyiliğini versin, o adamın burada işi ne?” dediler.

Bunun üzerine Behlül hazretleri;

“Siz hiç merak etmeyin o mutlakâ bu kapıya gelecek. Ecel onu buraya getirecektir.” buyurdu. Bu sözler üzerine herkes derin düşüncelere daldı.

Boş Taht

Behlül bir gün Hârûn Reşîd’in taht odasını boş buldu ve çıkıp tahta oturuverdi. Bunu gören askerler onu kamçı ile dövmeye başladılar. Askerler vurdukça o;

“Vah Hârûn Reşîd. Vah Hârûn Reşîd!” diyordu.

O esnâda halîfe geldi ve manzara karşısında donup kaldı. Askerleri uzaklaştırdıktan sonra;

“Ey Behlül! Bu ne hâl?” diye sordu.

Behlül;

“Senin için ağlıyorum. Burada tahtı boş bulup bir an oturdum. Bu kadar kırbaç yedim. Sen ise senelerdir bu tahtın üzerinde oturuyorsun. Hâlin ne olur diye düşündüm.”

Hârûn Reşîd;

“Peki ne yapmam lâzım?” dedi.

ehlül;

“Mâdem ki bu yükün altına girdin. Zulme meyletme. Adâlet üzere ol. Böylece tahtında otur.” buyurdu.

En çok

Behlül Dânâ hazretlerinin halîfe Hârûn Reşîd’e bir nasîhati de şöyle oldu.

Bir gün halîfeye;

“Ey Hârûn Reşîd! Yer içinde, yer üzerinde ve göklerde çok olan nedir?” diye sordu.

Hârûn Reşîd;

“Bunu bilmeyecek ne var? Yer içinde ölüler, yer üzerinde hayvanlar ve bitkiler, gökte ise meleklerdir.” dedi.

Behlül; “Değil.” buyurdu.

Halîfe;

“Nedir?” deyince,

Behlül-i Dânâ;

“Ey Halîfe! Yer içinde çok olan ölülerin pişmanlıkları, yer üzerinde insanların hırs ve tamahı, gökte ise âdil hükümdarların sevaplarıdır.” buyurdu.

Bu sözler üzerine Hârûn Reşîd ağlamaya başladı.

Rüyadaki padişahlık

Bir gün Hârûn Reşîd, Behlül ile görüşmek, hikmetli sözlerini duymak istedi. Bu şekilde adamlarını gönderip Behlül’ü getirmelerini söyledi. Gidenler Behlül’ü boş bir mezar içinde uyur buldular. Uyandırdıklarında;

“Siz ne yaptınız. Beni pâdişâhlık makâmından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım.” dedi.

Görevliler gidip bu sözleri halîfeye bildirdiler. Hârûn Reşîd onun bu hâline bir mânâ veremedi, huzûruna geldiğinde;

“Ey Behlül! Bu ne iş. Sen hangi pâdişâhlıktan indirildin?” dedi.

O, bu soru üzerine;

“Ey Halîfe! Rüyâmda kendimi hükümdâr olmuş gördüm. Tahtımda oturuyordum. Hizmetçilerim vardı. Saltanat ve ihtişam içinde idim. Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum.”

Bu sözlere Hârûn Reşîd güldü ve;

“Ey Behlül! Rüyâdaki pâdişâhlığa îtibâr olur mu?” dedi.

Bunun üzerine Behlül hazretleri;

“Ey müminlerin emîri! Benim hükümdarlığım ile seninki arasında ne fark var. Ben gözlerimi açınca hayat buldum. Sen gözlerini kapayacak olsan ebediyyen emirlikten düşecek saltanatından olacaksın ve nedâmet, pişmanlık günün başlayacak. O halde hangimizin hükümdârlığına îtibâr yoktur siz söyleyin.” dedi.

Bunun üzerine Hârûn Reşîd söyleyecek söz bulamadı.

Ne söylersen söyle

Behlül-i Danâ hazretleri bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, iki kişinin kıyasıya kavga ettiklerini gördü. Biri diğerine ağza alınmayacak şeyler söylüyordu.

Behlül-i Dânâ onun yanına yaklaşıp;

“Sen bize gel ne söylersen söyle lâkin bizden bir tek kelime karşılık alamazsın.” dedi.

Öfkeden deliye dönmüş adam birden durdu ve;

“Ey Behlül; Beni o mağlûb edemedi. Lâkin sen mağlûb ettin.” dedi. Böylece kavgacılar dövüşü bırakarak hatâlarını anladılar.

Hırka

Bir gün halîfe Hârûn Reşîd Behlül-i Dânâ’ya kıymetli bir hırka hediye etmek istedi:

“Ey Behlül! Şu paha biçilmez hırkayı giy. Benim sana hediyemdir.” dedi.

Behlül-i Dânâ hazretleri geri çekilip;

“Ben ancak pamuklu hırka giyebilirim. Pederimin bana nasîhat ve vasiyeti şu idi: “Oğlum! Toprak üstünde yat. Lâkin bir döşek kazanmak için kimsenin önünde eğilip, el etek öpme, pamuk hırka ile de yetin.”

Birisi Behlül-i Dânâ’ya gidip; “Ey Behlül! Oğlum vefât etti. Kabir taşına ne yazayım.” dedi. Behlül hazretleri buna gülüp; “Dün altımda olan çimenler bugün üstümde yeşerdi. Ey yolcu, bil ki şu toprak, günahlardan başka her şeyi örtmektedir, yaz.” dedi.

Biz de vaktiyle güzel yiyeceklerdik

Halîfe Hârûn Reşîd bir gün Behlül-i Dânâ ile sohbet ederken;

“Ey Behlül! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim. Yeter ki bu eski elbiselerden kurtul. Yenilerini giy. İnsanlar arasına karış.” dedi.

Bunun üzerine hazret-i Behlül;

“Müsâde ederseniz bir danışayım.” dedi.

Halîfe;

“Kime danışacaksın, kimsen yok ki?” diye cevap verdi.

Behlül de; “Ben danışacağım yeri biliyorum.” dedi ve oradan ayrıldı.

Hârûn Reşîd arkasından adamlar salıp danışacağı yeri öğrenmek istedi. Behlül gide gide şehir dışında bir mezbeleliğe gitti. Başını eğip bir şeyler dinlermiş gibi yaptı. Bir şeyler söylendi. Daha sonra oradan ayrıldı. Saraya yöneldi. Sultanın adamları ondan önce saraya dönüp hâdiseyi halîfeye bildirmişlerdi. Behlül huzûra girince, halîfe Hârûn Reşîd ona;

“Ey Behlül! Söyle bakalım vereceğin cevâbı.” dedi.

Behlül;

“Danıştım efendim. Lâkin insanlar arasına karışmam mümkün değil.” dedi.

Halîfe heybetle;

“Ey Behlül! Sen gidip çöplere danışmışsın, haberim oldu.” dedi.

Behlül de;

“Doğru söylüyorsun ben de onlara danıştım. Onlar bana cevap verdiler ve;

“Ey Behlül! Biz de vaktiyle en güzel ve nefis yiyecekler idik. Bütün güzellikler bizde idi. Sevgi ve itibarımız çoktu. Ne zaman ki insanlar arasına karıştık. İşte bu hâle geldik. Çöpe atıldık. Sen de sakın insanların arasına karışma.” dediler. Bu sözlerdeki ince mânâları anlayan Hârûn Reşîd: “Haklısın.” deyip düşüncelere daldı.

1) Fevâtü’l Vefâyât; c.1, s.228, 230
2) El-A’lâm; c.2, s.77
3) El-Beyân ve’t-Tebyîn; c.2, s.230
4) Tabakâtü’l Kübrâ li’ş-Şa’rânî; c.1, s.68
5) Ravd-ur-Reyyâhîn; s.60
6) Muhâdarât-ül-Ebrâr; s.409
7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.2, s.137
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
معاينة صفحة البيانات الشخصي للعضو http://duahadith.forumarabia.com
 
قصة hikaye
استعرض الموضوع السابق استعرض الموضوع التالي الرجوع الى أعلى الصفحة 
صفحة 1 من اصل 1

صلاحيات هذا المنتدى:لاتستطيع الرد على المواضيع في هذا المنتدى
اهل البيت :: الفئة الأولى :: Hadis, Ayet ve İslami اللغة التركية :: كتابة :: hadis-
انتقل الى: