اهل البيت

اسلامي احاديث خطب ادعية
 
الرئيسيةاليوميةس .و .جبحـثالأعضاءالمجموعاتالتسجيلدخول

شاطر | 
 

 Hutbe Numarasi 35 36 37

اذهب الى الأسفل 
كاتب الموضوعرسالة
Admin
Admin
avatar

المساهمات : 648
تاريخ التسجيل : 21/04/2016

مُساهمةموضوع: Hutbe Numarasi 35 36 37   الإثنين يوليو 11, 2016 7:06 pm

بسم الله الرحمن الرحيم

و من خطبة له عليه السلام بعد التحكيم
الْحَمْدُ لِلَّهِ وَ إِنْ أَتَى الدَّهْرُ بِالْخَطْبِ الْفَادِحِ وَ الْحَدَثِ الْجَلِيلِ وَ أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ لَيْسَ مَعَهُ إِلَهٌ غَيْرُهُ وَ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ صلى الله عليه و اله أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ مَعْصِيَةَ النَّاصِحِ الشَّفِيقِ الْعَالِمِ الْمُجَرِّبِ تُورِثُ‏ الْحَسْرَةَ وَ تُعْقِبُ النَّدَامَةَ وَ قَدْ كُنْتُ أَمَرْتُكُمْ فِي هَذِهِ الْحُكُومَةِ أَمْرِي وَ نَخَلْتُ لَكُمْ مَخْزُونَ رَأْيِي لَوْ كَانَ يُطَاعُ لِقَصِيرٍ أَمْرٌ فَأَبَيْتُمْ عَلَيَّ إِبَاءَ الْمُخَالِفِينَ الْجُفَاةِ وَ الْمُنَابِذِينَ الْعُصَاةِ حَتَّى ارْتَابَ النَّاصِحُ بِنُصْحِهِ وَ ضَنَّ الزَّنْدُ بِقَدْحِهِ فَكُنْتُ أَنَا وَ إِيَّاكُمْ كَمَا قَالَ أَخُو هَوَازِنَ

أَمَرْتُكُمْ أَمْرِي بِمُنْعَرِجِ اللِّوَى فَلَمْ تَسْتَبِينُوا النُّصْحَ إِلَّا ضُحَى الْغَدِ

Hutbe 35

Hz. Ali, Amr b. As’ın hakemeyn olayında Ebu Musa El-Eşari’yi kandırarak hileyle Muaviye’yi halife seçtiği haberini alınca Sıffin’den dönerken Nehrevan olayından önce üzgün bir halde halka şöyle hitab etti:
“Zaman büyük ve çok zor belalar indirse de hamd sadece Allah’a mahsustur. Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, tektir ve ortağı yoktur. O’ndan başka, O’nunla bir¬likte olan ilah yoktur ve şahadet ederim ki Muhammed (s.a.v) Allah’ın kulu ve elçisidir. Şüphesiz ki tecrübeli, her şeyi bilen, şefkatli bir nasihatçıya isyan etmenin sonu hasret ve pişmanlıktır. Ben bu hakem ta-yin etmek hususunda görüşümü sizlere özetle söyledim.
“Keşke Kasir’in sözü dinlenseydi!”(2)
(Ama ne yazık ki) isyancı-cefakar muhalifler gibi emrime itaat etmediniz. Öyle ki sonunda öğüt veren bile öğüdünden şüpheye düştü, Ocakçı, ateş vermekten imtina etti. Ben ve sizler Hevazin soyundan olan Dureyd b. Simme kardeşin ifade ettiği bir hale düştük:
“Mün’araci’l-Liva denilen yerde (mola vermeyelim diye) reyimi beyan ettim size; ancak er¬tesi gün kuşluk vakti haklılığımı gördünüz. (ki o zaman iş işten geçmiş Hevazin kabilesi saldırarak Abdullah’ı öldürmüş ve Dureyd b. Simme de yaralı bir halde canını zor kurtarmıştı.)
______________________________________________
1. Ensab’ul Eşraf, s. 365, Belazuri; Tarih’ut Taberi, c. 6, s. 43 ve 3368; el-İmame ve’s-Siyase, c. 1, s. 119, İbn-i Kuteybe; Kitab-u Sıffın, Nasr bin Mezahim, Tezkiret’ul Havas, s. 103, Sibt bin Cevzi; el-Ağani, c. 9, s. 5, Ebu’l-Ferec İsfahani; Muruc’uz-Zeheb, c. 2, s. 412, Mes’udi; el-Kamil, c. 2, s. 171, İbn-i Esir; el-Bidaye ve’n-Nihaye, c. 7, s. 286, İbn-i Kesir; Mecme’ul Emsal, c. 2 s. 238, Meydani (H. 518)
2. Bu Arapça bir deyimdir. “Sözünü dinleyen kim?” anlamındadır. Deyimde adı geçen Kasir, Cüzeyme’nin akıllı bir müşaviriydi. Kasir onu Zuba ile evlenmekten men ettiyse de Cüzeyme dinlemedi ve Zuba ile evlendi. Ama sonunda Zuba’nın eliyle öldürüldü.

بسم الله الرحمن الرحيم

و من خطبة له عليه السلام في تخويف أهل النهروان
فَأَنَا نَذِيرٌ لَكُمْ أَنْ تُصْبِحُوا صَرْعَى بِأَثْنَاءِ هَذَا النَّهَرِ وَ بِأَهْضَامِ هَذَا الْغَائِطِ عَلَى غَيْرِ بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَ لَا سُلْطَانٍ مُبِينٍ مَعَكُمْ قَدْ طَوَّحَتْ بِكُمُ الدَّارُ وَ احْتَبَلَكُمُ الْمِقْدَارُ وَ قَدْ كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنْ هَذِهِ الْحُكُومَةِ فَأَبَيْتُمْ عَلَيَّ إِبَاءَ الْمُخَالِفِينَ الْمُنَابِذِينَ حَتَّى صَرَفْتُ رَأْيِي إِلَى هَوَاكُمْ وَ أَنْتُمْ مَعَاشِرُ أَخِفَّاءُ الْهَامِ سُفَهَاءُ الْأَحْلَامِ وَ لَمْ آتِ لَا أَبَا لَكُمْ بُجْراً وَ لَا أَرَدْتُ بِكُمْ ضُرّاً

Hutbe 36

Hz. Ali Nehrevan’da Hariciler’e son kez nasihat ederek şöyle buyurdu:
“Ben sizleri sabahlayınca; Rabbinizden apaçık bir delile de sahip değil¬ken ve elinizde de hiç bir hüccet yokken bu nehrin etrafında öldürülmekten, alçak-yüksek yerlere serilmekten sakındırıyorum.
(Oysa) Dünya sizi helak etmiş, Allah’ın takdiri (kaza ve kader), sizi pusuya düşü¬rmüştür.
Sizi bu hakem işinden sakındırmıştım. Ama siz dinle-meyerek isyancı muhalifler gibi geldiniz bana, re¬yimi bıra¬kıp heva-heveslerinize kapıldınız. Aklı ha¬vada ve sefih topluluk, ben sizlere bir kötülük getirmedim. Ey babasız¬lar, ben sizlere asla za¬rar-ziyan vermek istemedim”
_______________________________________________
1. el-Muveffekiyat, s. 350, Zübeyr bin Bekkar; et-Tarih, c. 6, s. 47, 78 ve 3277, Taberi; el-İmame ve’s-Siyase, c. 1, s. 147, İbn-i Kuteybe; Tezkiret’ul Havas, s. 100, Sibt bin Cevzi; En-Nihaye, c. 1 , s. 97, İbn-i Esir; Muruc’uz-Zeheb, c. 2, s. 402, Mes’udi; Ensab’ul Eşraf, c. 2, s. 371, Belazuri; el-Ahbar’ut Tiva, s. 192, Dinveri.

بسم الله الرحمن الرحيم

و من كلام له عليه السلام يجري مجرى الخطبة
فَقُمْتُ بِالْأَمْرِ حِينَ فَشِلُوا وَ تَطَلَّعْتُ حِينَ تَقَبَّعُوا (وَ نَطَقْتُ حِينَ تَعْتَعُوا) وَ مَضَيْتُ بِنُورِ اللَّهِ حِينَ وَقَفُوا وَ كُنْتُ أَخْفَضَهُمْ صَوْتاً وَ أَعْلَاهُمْ فَوْتاً فَطِرْتُ بِعِنَانِهَا وَ اسْتَبْدَدْتُ بِرِهَانِهَا كَالْجَبَلِ لَا تُحَرِّكُهُ الْقَوَاصِفُ وَ لَا تُزِيلُهُ الْعَوَاصِفُ لَمْ يَكُنْ لِأَحَدٍ فِيَّ مَهْمَزٌ وَ لَا لِقَائِلٍ فِيَّ مَغْمَزٌ الذَّلِيلُ عِنْدِي عَزِيزٌ حَتَّى آخُذَ الْحَقَّ لَهُ وَ الْقَوِيُّ عِنْدِي ضَعِيفٌ حَتَّى آخُذَ الْحَقَّ مِنْهُ رَضِينَا عَنِ اللَّهِ قَضَاءَهُ وَ سَلَّمْنَا لِلَّهِ أَمْرَهُ أَ تَرَانِي أَكْذِبُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه و اله وَ اللَّهِ لَأَنَا أَوَّلُ مَنْ صَدَّقَهُ فَلَا أَكُونُ أَوَّلَ مَنْ كَذَبَ عَلَيْهِ فَنَظَرْتُ فِي أَمْرِي فَإِذَا طَاعَتِي قَدْ سَبَقَتْ بَيْعَتِي وَ إِذَا الْمِيثَاقُ فِي عُنُقِي لِغَيْرِي

Hutbe 37

Bu hutbe de Hz. Ali’nin Nehrevan savaşından sonra okuduğu uzun hutbenin özeti konumundadır. Hz. Ali bu hutbesinde kendi halini beyan ederek şöyle buyuruyor:
Güçleri-kuvvetleri yokken ben işe koyuldum. Onlar başlarını yakalarının içine sokmuşlarken (gizlenmişlerken), ben kendimi açık bir şekilde ortaya attım. Onlar dilsizler¬ken, ben konuştum. Onlar durmuşken, ben Allah’ın nu¬ruyla geçip gittim. Herkesten daha ses¬siz, ama öne geç¬mede herkesten daha üstündüm. Faziletlerin dizginini tuta¬rak uçtum ve o faziletlerin ödülünü ben aldım. Şiddetli rüzgarların yerin¬den kıpırdatamadığı, kasırgaların söküp atamadığı bir dağ gibiydim. Hiç kimse yüzüme karşı veya ardımdan bir ayıbımı-kusurumu söyleyemez, beni kınaya¬mazdı. Düşkün kimse benim nezdimde hakkını (zalimden) alıncaya dek aziz ve üstündür. Güçlü-kuvvetli olan kimse benim nezdimde hakkı ondan alıncaya dek güçsüz ve zayıftır. Biz Allah’ın kaza ve kaderinden hoşnutuz ve O’nun emirle¬rine teslimiz. Hiç gördün mü Allah’ın elçi¬sine (s.a.v) yalan isnad edeyim? Allah’a yemin olsun ki ben onu tasdik eden ilk kimseydim. O halde Resulullah’ı vefa¬tından sonra ilk inkar/tekzib eden ben olamam.
Kendi işime baktım...Gördüm ki (Peygamber’in em-rine) itaat, (halifeye zorla) biatten daha öncelikli ve ge-rek¬lidir ve (İslam’ı koruma için Peygambere verdiğim) söz/misak henüz boynumdadır.”
______________________________________________
1. Emali, s. 134, Şeyh Saduk; el-Mehasin ve’l-Mesavi, c. 1, s. 85, Beyhaki; İcaz’ul Kur’an, s. 189, Bakelani; el-İkd’ul Ferid, c. 1, s. 207, İbn-i Abdurabbih; Emali, s. 214, Şeyh Saduk.
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
معاينة صفحة البيانات الشخصي للعضو http://duahadith.forumarabia.com
 
Hutbe Numarasi 35 36 37
الرجوع الى أعلى الصفحة 
صفحة 1 من اصل 1

صلاحيات هذا المنتدى:لاتستطيع الرد على المواضيع في هذا المنتدى
اهل البيت :: الفئة الأولى :: Hadis, Ayet ve İslami اللغة التركية :: كتابة :: Nehc’ul Belağa-
انتقل الى: