اهل البيت

اسلامي احاديث خطب ادعية
 
الرئيسيةاليوميةس .و .جبحـثالأعضاءالمجموعاتالتسجيلدخول

شاطر | 
 

 Hutbe Numarasi 33 34

اذهب الى الأسفل 
كاتب الموضوعرسالة
Admin
Admin
avatar

المساهمات : 648
تاريخ التسجيل : 21/04/2016

مُساهمةموضوع: Hutbe Numarasi 33 34   الإثنين يوليو 11, 2016 7:03 pm

بسم الله الرحمن الرحيم

و من خطبة له عليه السلام عند خروجه لقتال أهل البصرة
قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسِ دَخَلْتُ عَلَى أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ (عليه السلام) بِذِي قَارٍ وَ هُوَ يَخْصِفُ نَعْلَهُ فَقَالَ لِي مَا قِيمَةُ هَذِهِ النَّعْلِ فَقُلْتُ لَا قِيمَةَ لَهَا قَالَ عليه السلام وَ اللَّهِ لَهِيَ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ إِمْرَتِكُمْ إِلَّا أَنْ أُقِيمَ حَقّاً أَوْ أَدْفَعَ بَاطِلًا ثُمَّ خَرَجَ فَخَطَبَ النَّاسَ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّداً (صلى الله عليه و اله) وَ لَيْسَ أَحَدٌ مِنَ الْعَرَبِ يَقْرَأُ كِتَاباً وَ لَا يَدَّعِي نُبُوَّةً فَسَاقَ النَّاسَ حَتَّى بَوَّأَهُمْ مَحَلَّتَهُمْ وَ بَلَّغَهُمْ مَنْجَاتَهُمْ فَاسْتَقَامَتْ قَنَاتُهُمْ وَ اطْمَأَنَّتْ صَفَاتُهُمْ أَمَا وَ اللَّهِ إِنْ كُنْتُ لَفِي سَاقَتِهَا حَتَّى تَوَلَّتْ بِحَذَافِيرِهَا مَا عَجَزْتُ وَ لَا جَبُنْتُ وَ إِنَّ مَسِيرِي هَذَا لِمِثْلِهَا فَلَأَنْقُبَنَّ الْبَاطِلَ‏ حَتَّى يَخْرُجَ الْحَقُّ مِنْ جَنْبِهِ مَا لِي وَ لِقُرَيْشٍ وَ اللَّهِ لَقَدْ قَاتَلْتُهُمْ كَافِرِينَ وَ لَأُقَاتِلَنَّهُمْ مَفْتُونِينَ وَ إِنِّي لَصَاحِبُهُمْ بِالْأَمْسِ كَمَا أَنَا صَاحِبُهُمُ الْيَوْمَ

Hutbe 33

Abdullah b. Abbas diyor ki: “Cemel savaşına gider¬ken Basra yakınlarındaki “Zikar” bölgesinde Hz. Ali’nin yanına vardım. Hz. Ali oturmuş yırtık ayakkabısını diki-yordu. Bana, “Bu ayakkabımın değeri ne kadardır?” diye buyurdu. “Hiç değeri yok.” dedim. O zaman da Hz. Ali şöyle buyurdu:
“Allah’a yemin olsun ki bu ayakkabı bana sizlere baş olmaktan daha sevimlidir. Sadece bir hakkı ikame ede-yim veya bir batılı yok edeyim (diye sizlere baş olmayı kabul ettim.
Hz. Ali daha sonra dışarı çıkarak halka şöyle bu-yurdu:
“Şüphesiz Allah Muhammed’i (s.a.v) gönder¬diği vakit Araplar içinde ne bir kitap okuyan vardı, ne bir peygam-berlik iddia eden. (Daha sonra) Peygamber onlara kıla-vuzluk etti Onları yurtlarına yerleştirdi. Rahat-huzura erdirdi/çaresizlikten kurtardı. Böylece mızrakları doğ-ruldu. (bağım¬sızlığa ve işlerinde düzene kavuştular.) Onla¬rın oynak-titrek taşı sükunete/itminana ulaştı. (Emniyet¬sizlikten dolayı hasıl olan ızdırapları yok oldu.)
Allah’a andolsun ki ben onları (hidayet ve kur¬tuluşa) sevk edenlerin arasındaydım. Ta ki batıl tümüyle yüz çevi¬rip kaçtı. Ben bu yolda ne aciz ol¬dum ve ne de korktum. Benim bu gidişim (Basra halkıyla savaşa gitmem), pey¬gamberle birlikte halkın hidayet ve kurtuluşu için gidişim gibidir. Şüphesiz hak içinden ortaya çıksın diye batılı yara¬cağım.
Benim Kureyş’le ne işim var? (Bu kadar bana düş-man¬lık etmelerinin nedeni nedir?) Allah’a andolsun onlar kafirken de onlarla savaştım, şu anda fitne-fesada düşüp hak yoldan sapınca da onlarla savaşacağım. Dün onlarla birlikteydim (direniş içindeydim), bu¬gün de onlarla birlik¬teyim (direniş içindeyim) Allah’a andolsun ki Kureyş, sadece Allah bizi onlara tercih etti diye bizden intikam almaya kalkışmaktadır. Biz onları kendi zümremize kattık. Ama onlar öncekilerin;
“Canıma andolsun ki sabahları saf sütleri içtiniz.
Yağlı lezzetli yemeklerden doyasıya yediniz.
Yüce olmadığın halde sana azamet verdik
Sabaha kadar atlılarla seni koruduk” dediği bir hale gel¬diler.”
_____________________________________________
1. el-İrşad, s. 154, Şeyh Mufid; el-Hasais, s. 70

بسم الله الرحمن الرحيم

طبة ۳۴
و من خطبة له عليه السلام في استنفار الناس إلى أهل الشام
أُفٍّ لَكُمْ لَقَدْ سَئِمْتُ عِتَابَكُمْ أَ رَضِيتُمْ بِالْحَياةِ الدُّنْيا مِنَ الْآخِرَةِ عِوَضاً وَ بِالذُّلِّ مِنَ الْعِزِّ خَلَفاً إِذَا دَعَوْتُكُمْ إِلَى جِهَادِ عَدُوِّكُمْ دَارَتْ أَعْيُنُكُمْ كَأَنَّكُمْ مِنَ الْمَوْتِ فِي غَمْرَةٍ وَ مِنَ الذُّهُولِ فِي سَكْرَةٍ يُرْتَجُ عَلَيْكُمْ حَوَارِي فَتَعْمَهُونَ فَكَأَنَّ قُلُوبَكُمْ مَأْلُوسَةٌ فَأَنْتُمْ لَا تَعْقِلُونَ مَا أَنْتُمْ لِي بِثِقَةٍ سَجِيسَ اللَّيَالِي مَا أَنْتُمْ بِرُكْنٍ يُمَالُ بِكُمْ وَ لَا زَوَافِرُ عِزٍّ يُفْتَقَرُ إِلَيْكُمْ مَا أَنْتُمْ إِلَّا كَإِبِلٍ ضَلَّ رُعَاتُهَا فَكُلَّمَا جُمِعَتْ مِنْ جَانِبٍ انْتَشَرَتْ مِنْ آخَرَ لَبِئْسَ لَعَمْرُ اللَّهِ سَعْرُ نَارِ الْحَرْبِ أَنْتُمْ تُكَادُونَ وَ لَا تَكِيدُونَ وَ تُنْتَقَصُ أَطْرَافُكُمْ فَلَا تَمْتَعِضُونَ لَا يُنَامُ عَنْكُمْ وَ أَنْتُمْ فِي غَفْلَةٍ سَاهُونَ غُلِبَ وَ اللَّهِ الْمُتَخَاذِلُونَ وَ ايْمُ اللَّهِ إِنِّي لَأَظُنُّ بِكُمْ أَنْ لَوْ حَمِسَ الْوَغَى وَ اسْتَحَرَّ

الْمَوْتُ قَدِ انْفَرَجْتُمْ عَنِ ابْنِ أَبِي طَالِبٍ انْفِرَاجَ الرَّأْسِ وَ اللَّهِ إِنَّ امْرَأً يُمَكِّنُ عَدُوَّهُ مِنْ نَفْسِهِ يَعْرُقُ لَحْمَهُ وَ يَهْشِمُ عَظْمَهُ وَ يَفْرِي جِلْدَهُ لَعَظِيمٌ عَجْزُهُ ضَعِيفٌ مَا ضُمَّتْ عَلَيْهِ جَوَانِحُ صَدْرِهِ أَنْتَ فَكُنْ ذَاكَ إِنْ شِئْتَ فَأَمَّا أَنَا فَوَاللَّهِ دُونَ أَنْ أُعْطِيَ ذَاكَ ضَرْبٌ بِالْمَشْرَفِيَّةِ تَطِيرُ مِنْهُ فَرَاشُ الْهَامِ وَ تَطِيحُ السَّوَاعِدُ وَ الْأَقْدَامُ وَ يَفْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ ذَلِكَ ما يَشاءُ أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ لِي عَلَيْكُمْ حَقّاً وَ لَكُمْ عَلَيَّ حَقٌّ فَأَمَّا حَقُّكُمْ عَلَيَّ فَالنَّصِيحَةُ لَكُمْ وَ تَوْفِيرُ فَيْئِكُمْ عَلَيْكُمْ وَ تَعْلِيمُكُمْ كَيْلَا تَجْهَلُوا وَ تَأْدِيبُكُمْ كَيْمَا تَعَلَمُوا وَ أَمَّا حَقِّي عَلَيْكُمْ فَالْوَفَاءُ بِالْبَيْعَةِ وَ النَّصِيحَةُ فِي الْمَشْهَدِ وَ الْمَغِيبِ وَ الْإِجَابَةُ حِينَ أَدْعُوكُمْ وَ الطَّاعَةُ حِينَ آمُرُكُمْ

Hutbe 34

Hz. Ali Nehrevan’da Haricilerle yaptığı savaşın ardından ordusuna Kûfe’nin dışında Nuheyle denen yerde toplanmasını ve Şam ordusuyla cihada hazırlan-masını emretti. Ama Hz. Ali’nin askerleri itaat etmeye-rek Kûfe’ye evlerine kapandılar. Hz. Ali daha sonra Kûfe’ye dönüp halkı yeniden cihada davet ettiyse de itaat edilmedi. Hz. Ali bu yüzden üç gün sonra halka şöyle hitab etti:
“Yuh olsun, yazıklar olsun size; ben artık sizi kına-maktan-azarlamaktan bıktım usandım. Ahirete karşılık dünya hayatına mı razı oldunuz? İzzet yerine zilleti mi ter¬cih ettiniz? Sizleri düşmanınızla cihada davet edince kor¬kudan gözleriniz dönüyor, adeta ölümün çe¬tinliği ve gaflet sarhoşluğu içinde çırpınıyorsunuz ve benimle konuşamı¬yorsunuz, sorularıma cevab veremi¬yorsunuz. Adeta aklınız gitmiş deli/divane olmuşsunuz da akıl edemiyorsunuz. Karanlık gece¬lerde size güvenmiyorum. Meyledilecek dayanak değilsiniz ki sizlere meyledilsin Güçlü dostlar de¬ğilsiniz ki sizlere ihtiyaç duyulsun. Siz sanki çobanları kay¬bolmuş/yitmiş develer gibisiniz ki bir yandan toplanırsa, diğer yandan dağılıp giderler. Allah’a andolsun ki siz savaş ate¬şini çok kötü yakıp tutuşturanlarsınız. Onlar size hile/düzen kurmadalar, siz kurmuyorsunuz. Onlar yöre¬nizi kaplıyor, şehirlerinizi alıyorlar; siz hiddetlen¬miyor, karşı koymuyorsunuz. Düşman sizden gaflet edip yatmı¬yor; siz gaflet uykusuna dalıp onları unutuyorsunuz.
Allah’a andolsun ki birbirine yardım etmeyenler alt/mağlup olur gider. Allah’a andolsun zannediyorum ki savaş kızışır ve ölüm/öldürme ateşi alevlenirse sizler başın bedenden kopması gibi Ebu Talib Oğlu’nun etra-fından kopuk gideceksiniz. Allah’a andolsun ki düşma-nın saldırı¬şını bekleyen kişiye düşman saldırır, etini kemiğinden sıyı¬rır, kemi¬ğini kırar, un-ufak eder, deri-sini yüzer gider. (Böyle ki¬şinin) Aczi/zayıflığı oldukça büyüktür. Kalbin¬deki/gönlündeki azmi oldukça zayıftır. (Ey insan) İster¬sen sen de böyle ol. Ama Allah’a andolsun ki ben, düş¬manın saldırısını beklemeden Meşrefi kılıcıyla (Meşarif köylerinde yapılan sağlam kılıçla) düşmana öyle bir vu¬rurum ki kafa¬taslarındaki küçücük kemikler havaya sav¬rulur, elleri ve ayakları kesilir. Ben böyle yaptıktan sonra, (zafer ve fetih için ise) artık Allah dilediğini ya¬par.
Ey insanlar benim sizin üzerinizde hakkım var, sizin de benim üzerimde hakkınız var. Benim üzerimde olan hak¬kınız size öğüt vermek (hayrınızı istemek), beytülmalınızı adaletle bölüştürmek, cahil kalmayasınız diye sizlere öğretmek ve bilmeniz için sizleri terbiye etmektir.
Ama benim sizin üzerinizdeki hakkım; ettiğiniz biate vefa etmeniz, gizli-aşikar bana nasihat etmeniz/hayrımı istemeniz, çağırdığım zaman bana icabet etmeniz ve emrettiğim zaman itaat etmeniz¬dir.”
_________________________________________
1. Tarih’ut Taberi, c. 6, s. 51 ve 3386; el-İmame ve’s-Siyase, c. 1, s. 150, İbn-i Kuteybe; Ensab’ul Eşraf, s. 380, Belazuri; el-Mecalis, s. 79, Şeyh Mufid; et-Tezkire, s. 106, İbn-i Cevzi; el-İhtisas, s. 153, Şeyh Mufid
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
معاينة صفحة البيانات الشخصي للعضو http://duahadith.forumarabia.com
 
Hutbe Numarasi 33 34
الرجوع الى أعلى الصفحة 
صفحة 1 من اصل 1

صلاحيات هذا المنتدى:لاتستطيع الرد على المواضيع في هذا المنتدى
اهل البيت :: الفئة الأولى :: Hadis, Ayet ve İslami اللغة التركية :: كتابة :: Nehc’ul Belağa-
انتقل الى: