اهل البيت

اسلامي احاديث خطب ادعية
 
الرئيسيةاليوميةس .و .جبحـثالأعضاءالمجموعاتالتسجيلدخول

شاطر | 
 

 Hutbe Numarasi 30 31 32

اذهب الى الأسفل 
كاتب الموضوعرسالة
Admin
Admin
avatar

المساهمات : 648
تاريخ التسجيل : 21/04/2016

مُساهمةموضوع: Hutbe Numarasi 30 31 32   الإثنين يوليو 11, 2016 6:57 pm

بسم الله الرحمن الرحيم

و من كلام له عليه السلام في معنى قتل عثمان
لَوْ أَمَرْتُ بِهِ لَكُنْتُ قَاتِلًا أَوْ نَهَيْتُ عَنْهُ لَكُنْتُ نَاصِراً غَيْرَ أَنَّ مَنْ نَصَرَهُ لَا يَسْتَطِيعُ أَنْ يَقُولَ خَذَلَهُ مَنْ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ وَ مَنْ خَذَلَهُ لَا يَسْتَطِيعُ أَنْ يَقُولَ نَصَرَهُ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي وَ أَنَا جَامِعٌ لَكُمْ أَمْرَهُ اسْتَأْثَرَ فَأَسَاءَ الْأَثَرَةَ وَ جَزِعْتُمْ فَأَسَأْتُمُ الْجَزَعَ وَ لِلَّهِ حُكْمٌ وَاقِعٌ فِي الْمُسْتَأْثِرِ وَ الْجَازِعِ

Hutbe 30

Hz. Ali, Osman’ın öldürülmesine sebep olduğu söy-lenince şöyle buyurdu:
(Osman’ın katli için) Emretseydim elbette katil olur-dum. Nehyetseydim/engelleseydim elbette yardım etmiş olurdum. Ama ona yardım eden (Mervan b. Hakem ve Ümeyyeoğulları’ndan bir grup) kimse “Ben ona yardım etmeyenden daha hayırlıyım” diyemez. Yardım etme¬yen (Muhacir ve Ensar’dan bir grup) kimse de “Ona benden daha hayırlı kimse yardım etti” diyemez. Ben size Osman hakkında kısaca söyleyeyim ki Osman kendi başına buyruk hareket etti ve böyle yapmakla da kötü etti. Siz de sabır¬sızlandınız ve böyle yapmakla da kötü ettiniz. Tek başına hareket eden başına buyruk kimsenin de, sabırsızlık göste¬ren (ve onu katle¬den) kimsenin de hükmü Allah’a aittir.”
________________________________________________
1. Ensab’ul Eşraf, c. 5, s. 101, Belazuri; el-Musterşid, s. 80, Taberi el-Emami; Ağani, c. 15, s. 66, İsfahani; er-Resail, Kuleyni; Kitab’ul Muhecce, İbn-i Tavus.


بسم الله الرحمن الرحيم

و من كلام له عليه السلام لما أنفذ عبد الله بن عباس إلى الزبير قبل وقوع الحرب يوم الجمل ليستفيئه إلى طاعته
لَا تَلْقَيَنَّ طَلْحَةَ فَإِنَّكَ إِنْ تَلْقَهُ تَجِدْهُ كَالثَّوْرِ عَاقِصاً قَرْنَهُ يَرْكَبُ الصَّعْبَ وَ يَقُولُ هُوَ الذَّلُولُ وَ لَكِنِ الْقَ الزُّبَيْرَ فَإِنَّهُ أَلْيَنُ عَرِيكَةً فَقُلْ لَهُ يَقُولُ لَكَ ابْنُ خَالِكَ عَرَفْتَنِي بِالْحِجَازِ وَ أَنْكَرْتَنِي بِالْعِرَاقِ فَمَا عَدَا مِمَّا بَدَا

أقول هو عليه السلام أول من سمعت منه هذه الكلمة أعني فما عدا مما بدا

Hutbe 31

Hz. Ali Cemel savaşından önce Abdullah b. Abbas’ı itaate davet etmesi için Zübeyr’in yanına gönderirken şöyle buyurdu:
“Sakın Talha’yla görüşme, görüşürsen onun boynu-zuyla süsmeye, vurmaya hazırlanmış bir boğa gibi oldu-ğunu görürsün. Huysuz asi bir bineğe binmiş, bu binek huylu, ram olmuş diyor. Ama Zübeyr’le görüş,, Zübeyr yaratılış bakımından daha yumuşaktır. Ona de ki, “Da¬yı-nın oğlu (Ali) diyor ki, “Beni Hicaz’da tanıdın ama Irak’ta inkar ettin. Seni, sana da açık olan şeyden yüz çevirten şey nedir?”
Seyyid Razi, bu son cümleyi daha önce hiç kimseden duymadığını söylüyor.
_________________________________________________
1. el-Beyan ve’t-Tebyin, c. 2, s. 115, Cahiz; Uyun’ul Ahbar, c. 1, s. 115 ve 195, İbn-i Kuteybe; el-İkd’ul Ferid, c. 4, s. 314, İbn-i Abdurabbih; el-Muveffekiyat, Zubeyr bin Bekkar; Vefiyat’ul A’yan, İbn-i Hallakan; el-Cemel, s. 153, Şeyh Mufid; Kitab’ul Fahir, s. 301, İbn-i Asım.


بسم الله الرحمن الرحيم

و من خطبة له عليه السلام
أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا قَدْ أَصْبَحْنَا فِي دَهْرٍ عَنُودٍ وَ زَمَنٍ كَنُودٍ يُعَدُّ فِيهِ الْمُحْسِنُ مُسِيئاً وَ يَزْدَادُ الظَّالِمُ فِيهِ عُتُوّاً لَا نَنْتَفِعُ بِمَا عَلِمْنَا وَ لَا نَسْأَلُ عَمَّا جَهِلْنَا وَ لَا نَتَخَوَّفُ قَارِعَةً حَتَّى تَحِلَّ بِنَا فَالَّنَاسُ عَلَى أَرْبَعَةِ أَصْنَافٍ مِنْهُمْ مَنْ لَا يَمْنَعُهُ الْفَسَادَ (فِي الْأَرْضِ) إِلَّا مَهَانَةُ نَفْسِهِ وَ كَلَالَةُ حَدِّهِ وَ نَضِيضُ وَفْرِهِ وَ مِنْهُمْ الْمُصْلِتُ لِسَيْفِهِ وَ الْمُعْلِنُ بِشَرِّه وَ الْمُجْلِبُ بِخَيْلِهِ وَ رَجْلِهِ قَدْ أَشْرَطَ نَفْسَهُ وَ أَوْبَقَ دِينَهُ لِحُطَامٍ يَنْتَهِزُهُ أَوْ مِقْنَبٍ يَقُودُهُ أَوْ مِنْبَرٍ يَفْرَعُهُ وَ لَبِئْسَ الْمَتْجَرُ أَنْ تَرَى الدُّنْيَا لِنَفْسِكَ ثَمَناً وَ مِمَّا لَكَ عِنْدَ اللَّهِ عِوَضاً وَ مِنْهُمْ مَنْ يَطْلُبُ الدُّنْيَا بِعَمَلِ الْآخِرَةِ وَ لَا يَطْلُبُ الْآخِرَةَ بِعَمَلِ الدُّنْيَا قَدْ طَامَنَ مِنْ شَخْصِهِ وَ قَارَبَ مِنْ خَطْوِهِ وَ شَمَّرَ مِنْ ثَوْبِهِ وَ زَخْرَفَ مِنْ نَفْسِهِ لِلْأَمَانَةِ وَ اتَّخَذَ سِتْرَ اللَّهِ ذَرِيعَةً إِلَى الْمَعْصِيَةِ وَ مِنْهُمْ مَنْ أَقْعَدَهُ عَنْ طَلَبِ الْمُلْكِ ضُئُولَةُ نَفْسِهِ وَ انْقِطَاعُ سَبَبِهِ فَقَصَرَتْهُ الْحَالُ عَلَى حَالِهِ فَتَحَلَّى بِاسْمِ الْقَنَاعَةِ وَ تَزَيَّنَ بِلِبَاسِ أَهْلِ الزَّهَادَةِ وَ لَيْسَ مِنْ ذَلِكَ فِي مَرَاحٍ وَ لَا مَغْدًى وَ بَقِيَ رِجَالٌ غَضَّ أَبْصَارَهُمْ ذِكْرُ الْمَرْجِعِ وَ أَرَاقَ دُمُوعَهُمْ خَوْفُ الْمَحْشَرِ فَهُمْ بَيْنَ شَرِيدٍ نَادٍّ وَ خَائِفٍ مَقْمُوعٍ وَ سَاكِتٍ مَكْعُومٍ وَ دَاعٍ مُخْلِصٍ وَ ثَكْلَانَ مُوجَعٍ قَدْ أَخْمَلَتْهُمُ التَّقِيَّةُ وَ شَمَلَتْهُمُ الذِّلَّةُ فَهُمْ فِي بَحْرٍ أُجَاجٍ أَفْوَاهُهُمْ ضَامِزَةٌ وَ قُلُوبُهُمْ قَرِحَةٌ قَدْ وَعَظُوا حَتَّى مَلُّوا وَ قُهِرُوا حَتَّى ذَلُّوا وَ قُتِلُوا حَتَّى قَلُّوا فَلْتَكُنِ الدُّنْيَا أَصْغَرَ فِى أَعْيُنِكُمْ مِنْ حُثَالَةِ الْقَرَظِ وَ قُرَاضَةِ الْجَلَمِ وَ اتَّعِظُوا بِمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ قَبْلَ أَنْ يَتَّعِظَ بِكُمْ مَنْ بَعْدَكُمْ وَ ارْفُضُوهَا ذَمِيمَةً فَإِنَّهَا قَدْ رَفَضَتْ مَنْ كَانَ أَشْغَفَ بِهَا مِنْكُمْ

أقول و هذه الخطبة ربما نسبها من لا علم له إلى معاوية و هي من كلام أمير المؤمنين عليه السلام الذي لا يشك فيه و أين الذهب من الرغام و العذب من الأجاج و قد دل على ذلك الدليل الخريت و نقده الناقد البصير عمرو بن بحر الجاحظ فإنه ذكر هذه الخطبة في كتاب البيان و التبيين و ذكر من نسبها إلى معاوية ثم قال هى بكلام علي عليه السلام أشبه و بمذهبه في تصنيف الناس و بالإخبار عما هم عليه من القهر و الإذلال و من التقية و الخوف أليق قال و متى وجدنا معاوية في حال من الأحوال يسلك في كلامه مسلك الزهاد و مذاهب العباد

Hutbe 32

Hz. Ali zamanındaki insanları kınayarak şöyle bu-yuruyor:
“Ey insanlar, (ehli) çok inatçı ve nimetlere karşı nankör bir zamanda sabahladık. (Bu zamanda) iyiler kötü sayılı¬yor, zalim zulmünü/isyanını arttırıyor. Bildi-ğimiz şeyler¬den faydalanmıyor, bilmediklerimizi sor-mamakta ve musi¬bet-bela gelip çatmadıkça da kork-mamaktayız. İnsanlar dört kısımdır:
Bir kısmı ruhları zayıf, kılıçları kör ve malı-mülkü (ekonomik durumu) az olduğu için yeryüzünde fe-sat/bozgunculuk çıkarmazlar.
Bir kısmı da kılıcını çekmiş, kötülüğünü aç¬ığa vurmuş, yaya-atlı tüm adamlarını toplamış, fitne-fesat için kendini hazırlamış, dinini yok edip gitmiştir. Bütün bunları da elde edeceği mal veya başbuğu olduğu atlılar (ordu) veya ken¬dini yü¬celtecek bir minber edinmek için yapar. Dünyayı nefsi için bir değer görmen ve (dünyayı) Allah’ın indinde olanlara tercih etmen ne de kötü ticarettir...
Bir kısmı da dünyayı ahiret ameliyle (ibadet ve kul¬lu-ğunu gösteriş yaparak) ister ve ahireti ise asla dünya ame¬liyle (gerçek ibadet, zühd ve takvayla) talep etmez. Ken¬dini mütevazi gösterir, adımlarını (zararsız insanlar gibi) birbirine yakın atar, (ibadet için) eteğini toplar, kendini emin-güvenilir kılmak için süsler. Allah-u Teala’nın örtü¬sünü de günahlara bir vesile kılar.
Bir kısmı da hiç bir yüceliği olmadığından ve bir ma-kam ve mevkiye ulaşacak aracı/imkanı bulunmadığın-dan evinde inzivaya çekilmiş, artık arzularına ulaşamaz bir halet içinde bu kaldığı haliyle de kanaat ehli görünür ve zühd elbisesine bürünür. Halbuki ne geceleri ne de gün¬düzleri kanaat ve zühd ehli değildir.
Geri kalanlarsa gidecekleri yeri (ahireti) anmakla gözle¬rini yumarlar. Mahşer korku¬suyla gözyaşlarını dökerler. Onlardan bazısı sürülmüş ve ürkmüş, bazısı korkmuş ve yenilgiye uğramış, bazıları susmuş ve ağızlarını yummuş, bazıları da in¬sanları ihlasla (doğru yola) davet etmiştir. Bazıları üzülür, sızlanırlar. Takiyye sebebiyle adları-şanları anılmaz, zayıflık kavramıştır onları. Adeta acı-tuzlu bir deniz içindedirler. Ağızları bağlı (sesleri çık¬maz) ve kalpleri yaralıdır. Halka öğüt vermekten usan¬mışlar. Yenilgilerden dolayı güçsüz düşmüş ve öl¬dürüle-öldürüle azalmışlardır.
O halde dünya, deri tabaklanan ağacın yaprağından ve yün kırpılan makasın artığından daha düşük/aşağı olmalı. Sizden sonrakiler sizden ibret almadan, sizden öncekiler¬den ibret alın siz. Kınanmış çirkin dünyayı terk edin. Zira dünya, sizden daha çok kendine alaka duyan ve kendisiyle dostça ilişkiler içinde olan kimseyi bile atıp reddetmiştir.”
Seyyid Razi şöyle diyor: “Bazı cahiller bu hutbeyi Muaviye’ye isnad etmişlerdir. Ama hiç şüphesiz bu hutbe Hz. Ali’nin’dir. Altın nerede, toprak nerede? Tatlı su nerede, tuzlu-acı su nerede?Bunun en büyük delili de ede¬biyatçı, eleştirmen ve basiret sahibi Amr b. Bahr’ul-Cahiz’in “el-Beyan ve’t-Tıbyan kitabında söylediği şu söz¬dür: “Bu hutbeyi Muaviye’ye isnad etmişlerdir....Ama bu hutbe İmam Ali’nin sözüne ve halkı kısımlara ayırış meto¬duna daha çok benzemektedir. Zira o halkın galebe, zillet, takiyye ve korku gibi hallerini daha iyi bilmektedir…

Muaviye’nin konuşmalarında zühd ve takvadan söz ettiği, Allah’a kulluk yolunu seçtiği nerede görülmüştür?”
________________________________________________
1. Metalib’us- Suul, c. 1, s. 90, Talha eş-Şafii; el-Beyan ve’t-Tebyin, c. 1, s. 175 ve 71, Cahiz; Mizan’ul İtidal, c. 2, s. 276, Allame Zehebi, Uyun’ul Ahbar, c. 2, s. 237, İbn-i Kuteybe; el-İkd’ul Ferid, c. 2, s. 173, İbn-i Abdurabbih; İcaz’ul Kur’an, s. 195, el-Bakelani


الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
معاينة صفحة البيانات الشخصي للعضو http://duahadith.forumarabia.com
 
Hutbe Numarasi 30 31 32
الرجوع الى أعلى الصفحة 
صفحة 1 من اصل 1

صلاحيات هذا المنتدى:لاتستطيع الرد على المواضيع في هذا المنتدى
اهل البيت :: الفئة الأولى :: Hadis, Ayet ve İslami اللغة التركية :: كتابة :: Nehc’ul Belağa-
انتقل الى: