اهل البيت

اسلامي احاديث خطب ادعية
 
الرئيسيةاليوميةس .و .جبحـثالأعضاءالمجموعاتالتسجيلدخول

شاطر | 
 

 Hutbe Numarasi 16 17

اذهب الى الأسفل 
كاتب الموضوعرسالة
Admin
Admin
avatar

المساهمات : 648
تاريخ التسجيل : 21/04/2016

مُساهمةموضوع: Hutbe Numarasi 16 17    الإثنين يوليو 11, 2016 3:10 am

بسم الله الرحمن الرحيم

بة ۱۶
و من خطبة له عليه السلام لما بويع بالمدينة
ذِمَّتِي بِمَا أَقُولُ رَهِينَةٌ وَ أَنَا بِهِ زَعِيمٌ إِنَّ مَنْ صَرَّحَتْ لَهُ الْعِبَرُ عَمَّا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْمَثُلَاتِ حَجَزَتْهُ التَّقْوَى عَنْ تَقَحُّمِ الشُّبُهَاتِ أَلَا وَ إِن‏ بَلِيَّتَكُمْ قَدْ عَادَتْ كَهَيْئَتِهَا يَوْمَ بَعَثَ اللَّهُ نبيكم صلى الله عليه و اله وَ الَّذِي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ لَتُبَلْبَلُنَّ بَلْبَلَةً وَ لَتُغَرْبَلُنَّ غَرْبَلَةً وَ لَتُسَاطُنَّ سَوْطَ الْقِدْرِ حَتَّى يَعُودَ أَسْفَلُكُمْ أَعْلَاكُمْ وَ أَعْلَاكُمْ أَسْفَلَكُمْ وَ لَيَسْبِقَنَّ سَابِقُونَ كَانُوا قَصَّرُوا وَ لَيُقْصِرَنَّ سَبَّاقُونَ كَانُوا سَبَقُوا وَ اللَّهِ مَا كَتَمْتُ وَشْمَةً وَ لَا كَذَبْتُ كِذْبَةً وَ لَقَدْ نُبِّئْتُ بِهَذَا الْمَقَامِ وَ هَذَا الْيَوْمِ أَلَا وَ إِنَّ الْخَطَايَا خَيْلٌ شُمُسٌ حُمِلَ عَلَيْهَا أَهْلُهَا وَ خُلِعَتْ لُجُمُهَا فَتَقَحَّمَتْ بِهِمْ فِي النَّارِ أَلَا وَ إِنَّ التَّقْوَى مَطَايَا ذُلُلٌ حُمِلَ عَلَيْهَا أَهْلُهَا وَ أُعْطُوا أَزِمَّتَهَا فَأَوْرَدَتْهُمُ الْجَنَّةَ حَقٌّ وَ بَاطِلٌ وَ لِكُلٍّ أَهْلٌ فَلَئِنْ أَمِرَ الْبَاطِلُ لَقَدِيماً فَعَلَ وَ لَئِنْ قَلَّ الْحَقُّ فَلَرُبَّمَا وَ لَعَلَّ وَ لَقَلَّمَا أَدْبَرَ شَيْ‏ءٌ فَأَقْبَلَ

أقول إن في هذا الكلام الأدنى من مواقع الإحسان ما لا تبلغه مواقع الاستحسان و إن حظ العجب منه أكثر من حظ العجب به و فيه مع الحال التي وصفنا زوائد من الفصاحة لا يقوم بها لسان و لا يطلع فجها إنسان و لا يعرف ما أقول إلا من ضرب في هذه الصناعة بحق و جرى فيها على عرق وَ ما يَعْقِلُها إِلَّا الْعالِمُونَ

و من هذه الخطبة

شُغِلَ مَنِ الْجَنَّةُ وَ النَّارُ أَمَامَهُ سَاعٍ سَرِيعٌ نَجَا وَ طَالِبٌ بَطِي‏ءٌ رَجَا وَ مُقَصِّرٌ فِي النَّارِ هَوَى الْيَمِينُ وَ الشِّمَالُ مَضَلَّةٌ وَ الطَّرِيقُ الْوُسْطَى هِيَ الْجَادَّةُ عَلَيْهَا بَاقِي الْكِتَابِ وَ آثَارُ النُّبُوَّةِ وَ مِنْهَا مَنْفَذُ السُّنَّةِ وَ إِلَيْهَا مَصِيرُ الْعَاقِبَةِ هَلَكَ مَنِ ادَّعَى وَ خابَ مَنِ افْتَرى مَنْ أَبْدَى صَفْحَتَهُ لِلْحَقِّ هَلَكَ وَ كَفَى بِالْمَرْءِ جَهْلًا أَنْ لَا يَعْرِفَ قَدْرَهُ لَا يَهْلِكُ عَلَى التَّقْوَى سِنْخُ أَصْلٍ وَ لَا يَظْمَأُ عَلَيْهَا زَرْعُ قَوْمٍ فَاسْتَتِرُوا فِي بُيُوتِكُمْ وَ أَصْلِحُوا ذاتَ بَيْنِكُمْ وَ التَّوْبَةُ مِنْ وَرَائِكُمْ وَ لَا يَحْمَدْ حَامِدٌ إِلَّا رَبَّهُ وَ لَا يَلُمْ لَائِمٌ إِلَّا نَفْسَهُ

Hutbe 16

Hz. Ali kendisine Medine’de biat edildikten sonra şöyle bu¬yurdu:
“Ben sözüme kefilim, söylediklerimi yapacağım. Önündeki bela ve olaylardan ibret alan kimseyi şüpheli şeylere düşmekten takva alı-koyar. Bilin ki mihnet ve bela (ihtilaf ve ce¬halet) Allah’ın nebinizi (s.a.v) gönderdiği günkü şek¬liyle aranıza geri dönmüştür.
Peygamberi hak üzere gönderene andolsun ki büyük imtihandan geçecek, sınanma kalburunda elenip ayrılacak ve kazandaki yemeğin (pişerken) alt-üst olduğu gibi alt-üst olacaksınız. Sonunda en aşağınız, en yüce makama erecek ve en yüceniz en aşağı makama alçala¬caktır.
Geri kalmışlar ilerle¬yecek, öne geçecekler, (İslam’da) herkesi geçenler, ileri gidenler ise geri bırakılacaklardır.
Allah’a andolsun ki hiç bir sözü gizlemedim ve asla yalan söylemedim. Peygamber tarafından daha önce bu makamdan (biat edeceğinizden) ve bugünden (biat için toplanacağınızdan) haberdar edilmiştim.
Bilin ki günahlar, dizginleri kopmuş azgın atlara ben-zer. Onlara binenler günahkardır ve binicilerini ateşe atar¬lar. Takva ise itaatkar/ram olan bir deve gibidir ki dizgin¬leri/yuları binicilerinin elindedir ve onları cennete götürür.
Hak ve batıl; her iki yolun da ehli vardır. O halde eğer batıl hükümet olursa (ilginç değildir. Zira) eskiden beri vardı, yapılır giderdi. Şüphesiz hak az olursa çoğalması umulur. Ama bir şey giderse, dönüşü nadir olur. (2)
Cennet ve cehennem önünde olan kimse, meşgul olur. (İnsanları cennete veya cehenneme götüren amelleri göz önünde tutar.)
(İnsanlar üç kısımdır:) Bir kısım insan acele çalışır, (salih amelleri sayesinde) kurtulur. Bir kısım insan ağır davranır, yavaşlar (ama Allah’ın mağfiret ve bağışını) ümit eder. Bir kısım insan ise günah/suç içinde (hakkı görmez¬likten gelmiş), bu yüzden de ateşe düşer.
Sağ ve sol sapıklık yoludur. Doğru yol, orta yoldur. Kur’an ve peygamberlik eserleri (sünneti) de bunun şa-hi¬didir. Resulullah’ın yolu ve sünneti de bu yoldan çıkar. Mutluluk da bu yola döner.
Haktan gayrisini iddia eden helak olur, iftira/yalan eden kaybeder. Hakka karşı koyan helak olur, Kendi ma¬kam/derecesini bilmeyene, bilgisizlik/cehalet yeter.
Takva üzere (kurulu) sağlam temel/kök çürümez, oraya ekin ekenlerin ekini asla susuz kalmaz. (Takva üzere kurulu inançlar düşmanın çağrılarıyla yıkılmaz, takva üzere ekilen ekinler fitne sıcaklığında kurumaz.)
Evlerinize saklanın, aranızdaki ihtilafları islah edin. Tevbe arkanızda duruyor. (Ne zaman günahlarınızdan pişman olur ve tevbe ederseniz, tevbe sizden uzak/ayrı değildir.)
Hamd eden sadece Rabbine hamd etsin ve kınayan sadece kendini kınasın.”
______________________________________________
1. Kitab’ul Beyan ve’t-Tebyin, c. 2, s. 65, Ebu Osman Cahiz; en-Nihaye, c. 1, s. 123, İbn-i Esir; el-İrşad, s. 139, Şeyh Mufid; Uyun’ul Ahbar, c 2, s. 236 ve c. 1, s. 60, İbn-i Kuteybe; el-İkd’ul Ferit, c. 2, s. 163, İbn-i Abdurabbih; et-Tarih, c. 2, s. 187, Ya’kubi; Ravzet’ul Kafi ve Usul’ul Kafi, c. 1, s. 369, Kuleyni; el-Hikmet’ul Halide, s. 111, İbn-i Miskeveyh; Kuvvet’ul Kulub, c. 1, s. 290, Ebu Talib Mekki; Kitab’ul Gaybet, s. 107, Numani; İsbat’ul Vasiyye, s. 124, Mes’udi; el-Musterşid, s. 175; el-Cemel, s. 46, Şeyh Mufid; el-Cemel, Medaini; Kitab’ul Huteb-i Ali (a. s), Medaini
2. Seyyid Razi bu sözün çok fasih ve akıllara durgunluk veren bir söz olduğunu beyan etmektedir.

بسم الله الرحمن الرحيم

و من كلام له عليه السلام في صفة من يتصدى للحكم بين الأمة و ليس لذلك بأهل
إنَّ أَبْغَضَ الْخَلَائِقِ إِلَى اللَّهِ رَجُلَانِ رَجُلٌ وَكَلَهُ اللَّهُ إِلَى نَفْسِهِ فَهُوَ جَائِرٌ عَنْ قَصْدِ السَّبِيلِ مَشْغُوفٌ بِكَلَامِ بِدْعَةٍ وَ دُعَاءِ ضَلَالَةٍ فَهُوَ فِتْنَةٌ لِمَنِ افْتَتَنَ بِهِ ضَالٌّ عَنْ هَدْيِ مَنْ كَانَ قَبْلَهُ مُضِلٌّ لِمَنِ اقْتَدَى بِهِ فِي حَيَاتِهِ وَ بَعْدَ وَفَاتِهِ حَمَّالٌ خَطَايَا غَيْرِهِ رَهْنٌ بِخَطِيئَتِهِ وَ رَجُلٌ قَمَشَ جَهْلًا مُوضِعٌ فِي جُهَّالِ الْأُمَّةِ غَارٌّ فِي أَغْبَاشِ الْفِتْنَةِ عَمٍ بِمَا فِي عَقْدِ الْهُدْنَةِ قَدْ سَمَّاهُ أَشْبَاهُ النَّاسِ عَالِماً وَ لَيْسَ بِهِ بَكَّرَ فَاسْتَكْثَرَ مِنْ جَمْعِ مَا قَلَّ مِنْهُ خَيْرٌ مِمَّا كَثُرَ حَتَّى إِذَا ارْتَوَى مِنْ مَاءٍ آجِنٍ وَ اكْتَنَزَ مِنْ غَيْرِ طَائِلٍ جَلَسَ بَيْنَ النَّاسِ قَاضِياً ضَامِناً لِتَخْلِيصِ مَا الْتَبَسَ عَلَى غَيْرِهِ فَإِنْ نَزَلَتْ بِهِ إِحْدَى الْمُبْهَمَاتِ هَيَّأَ لَهَا حَشْواً رَثًّا مِنْ رَأْيِهِ ثُمَّ قَطَعَ بِهِ فَهُوَ مِنْ لَبْسِ الشُّبُهَاتِ فِي مِثْلِ نَسْجَ الْعَنْكَبُوتِ لَا يَدْرِي أَصَابَ أَمْ أَخْطَأَ فَإِنْ أَصَابَ خَافَ أَنْ يَكُونَ قَدْ أَخْطَأَ وَ إِنْ أَخْطَأَ رَجَا أَنْ يَكُونَ قَدْ أَصَابَ جَاهِلٌ خَبَّاطُ جَهَالَاتٍ عَاشٍ رَكَّابُ عَشَوَاتٍ لَمْ يَعَضَّ عَلَى الْعِلْمِ بِضِرْسٍ قَاطِعٍ يُذْرِي الرِّوَايَاتِ إِذْرَاءَ الرِّيحِ الْهَشِيمِ لَا مَلِي‏ءٌ- وَ اللَّهِ- بِإِصْدَارِ مَا وَرَدَ عَلَيْهِ (وَ لَا هُوَ أَهْلٌ لِمَا فُوِّضَ إِلَيْهِ) لَا يَحْسَبُ الْعِلْمَ فِي شَيْ‏ءٍ مِمَّا أَنْكَرَهُ وَ لَا يَرَى أَنَّ مِنْ وَرَاءِ مَا بَلَغَ مِنْهُ مَذْهَباً لِغَيْرِهِ وَ إِنْ أَظْلَمَ عَلَيْهِ أَمْرٌ اكْتَتَمَ بِهِ لِمَا يَعْلَمُ مِنْ جَهْلِ نَفْسِهِ تَصْرُخُ مِنْ جَوْرِ قَضَائِهِ الدِّمَاءُ وَ تَعِجُّ مِنْهُ الْمَوَارِيثُ إِلَى اللَّهِ أَشْكُو مِنْ مَعْشَرٍ يَعِيشُونَ جُهَّالًا وَ يَمُوتُونَ ضُلَّالًا لَيْسَ فِيهِمْ سِلْعَةٌ أَبْوَرُ مِنَ الْكِتَابِ إِذَا تُلِيَ حَقَّ تِلَاوَتِهِ وَ لَا سِلْعَةٌ أَنْفَقُ بَيْعاً وَ لَا أَغْلَى ثَمَناً مِنَ الْكِتَابِ إِذَا حُرِّفَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَ لَا عِنْدَهُمْ أَنْكَرُ مِنَ الْمَعْرُوفِ وَ لَا أَعْرَفُ مِنَ الْمُنْكَرِ

Hutbe 17

Hz. Ali, ehil olmadıkları halde halka hükmetmeye kalkışan¬lar hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın yarattıklarından en fazla buğzettiği/sev-mediği iki kişidir. Birincisi Allah’ın (günahları sebe-biyle) kendi başına bıraktığı kimsedir. Bu kimse doğru yoldan sapmış; bidat sözler ve halkı saptırıcı çağrılara yönelmiştir. O halde bu kimse, kendisi vasıtasıyla fit-neye düşenler için bir fit¬nedir. Kendinden önce doğru yoldan gidenlerin yolundan sapmıştır ve hayattayken veya ölümünden sonra kendine uyanlar için saptırıcıdır. (Dolayısıyla) Hem kendi günahı¬nın ipoteğindedir, hem de başkalarının güna¬hını yüklen¬miştir.
(Allah’ın en çok buğzettiği) ikinci kimse ise bilgi-sizlik¬leri kendinde toplayan ve ümmetin bilgisizleri arasında kendine bir yer edinmiş kimsedir. (Bu kimse) fitne ve fesat karanlı¬ğında (kurtuluş yolunun olmadığından) habersiz yaşa¬makta ve (insanların arasını) islah ederken kör mü kör olmakta¬dır. İnsan suretinde olanlar onu bilgin sa¬yar. Hal¬buki öyle değildir. Her gün, azı çoğundan hayırlı olan şey¬leri çoğaltmanın peşinden koşar, kokmuş sudan kanasıya içer ve boş şeyler biriktirir.
Halkın arasında hüküm vermek için oturur, insanları, şüpheli/bilinmez şeylerden kurtarmayı iş edi-nir. Kendine belirsiz bir şey sorulsa kendi görüş¬lerince saçma-sapan sözler ifade eder. Sonra da buna kendisi de inanır, yakin eder.
O şüpheleri örtmede ağını ören örümcek gibidir. Doğru mu yanlış mı hüküm verdiğini bilmez. Doğru hüküm vermişse de hata etmekten korkar. Yanlış hü-küm vermişse doğru hükmettiğini ümit eder. Cahildir, cehalet¬ler içinde bir çok hata yapmaktadır. Daima önünü görme¬yen develere bi¬ner (Meselelere nasıl cevap vereceğini bilememenin şaşkınlığı içindedir.) Kesin cevaplar veremez. Rivayetleri faydasız/kuru otları savuran rüzgar gibi savu¬rur. (Bilgisi olmadığından rivayetlerin sıhhat ve butlanına dikkat etmeksizin her yerde nakleder.)
Allah’a andolsun ki kendine sorulan şeylerde hüküm vermeye gücü yok, kendisine bırakılan iş hususunda ehli¬yet ve liyakate sa¬hip değil. İnkar ettiği (bilmediği) şeyi baş¬kasının bile¬bileceğini tahmin etmez. Başkasının kendisinin dediği¬nin aksine bir ilminin olabileceğine inanmaz. Kendi¬sine karanlık kalan bir şey oldu mu bilmediğini de bildiği için, hemen örter. Onun zulüm-haksızlık üzere verdiği hükümler netice¬sinde dökülen kanlar (hal diliyle) feryat etmektedir, mi¬raslar zalim elinden inlemektedir (ki, haksız hükümleri neticesinde sahibine erişmemiştir.)
Cahil yaşayanları ve sapık yol üzere ölenleri Allah’a şikayet ederim. Hakkıyla okunduğu, değiştirilmediği müd¬detçe onlar nezdinde Allah’ın kitabından daha de-ğersiz bir meta/şey yoktur. Ama değiştirilir/tahrif edi-lirse onlar nezdinde Allah’ın kitabından daha değerli bir şey olamaz. Onlar nezdinde iyilikten daha kötü ve kötülükten daha iyi bir şey düşünülmez.
_________________________________________________
1. Usul-u Kafi, c. 1, s. 55, Kuleyni; Kuvvet’ul Kulub, c. 1, s. 290, Ebu Talib Mekki; el-Cem Beyne’l-Garibeyn, Herevi; en-Nihaye, Habt maddesi, İbn-i Esir; Usul’ul Mezheb, s. 135, Kadı Numan; el-Emali, c. 1, s. 240, Şeyh Tusi; el-İhticac, c. 1, s. 390, Tabersi; el-İrşad, s. 109, Mufid; Uyun’ul Ahbar, c. 1, s. 61, İbn-i Kuteybe; Deaim’ul İslam, c. 1, s. 118; el-Musterşid, s. 75, Taberi; Garib’ul Hadis, İbn-i Kuteybe
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
معاينة صفحة البيانات الشخصي للعضو http://duahadith.forumarabia.com
 
Hutbe Numarasi 16 17
الرجوع الى أعلى الصفحة 
صفحة 1 من اصل 1

صلاحيات هذا المنتدى:لاتستطيع الرد على المواضيع في هذا المنتدى
اهل البيت :: الفئة الأولى :: Hadis, Ayet ve İslami اللغة التركية :: كتابة :: Nehc’ul Belağa-
انتقل الى: